Aile Mahremiyeti AİLE MAHREMİYETİ Selva ÖZELBAŞ - Üsküdar Vaizesi Mahremiyet, yasaklılık haline denir . Bir anlamda dokunulmazlık da diyebiliriz. Haram, mahrem ve mahremiyet kelimeleri, dinî hükümlerle ilgili olarak yasak olan her şey için kullanılmıştır Mahrem kelimesi, daha çok evlenmeleri ebediyen haram olan yakın akrabalar için kullanılır olmuştur. Bu yakın akrabalar arasındaki ebedi evlilik yasağına da “mahremiyet” ismi verilmiştir. “Nâmahrem” ise ebedi evlilik yasağı bulunmayan kadınlar ve erkekler için kullanılmıştır Mahremiyet kelimesi insan vücudu için kullanıldığında cinsel dokunulmazlık anlamına gelir. Bu durumda mahremiyet, insan vücudundan bakılması, dokunulması ve hakkında konuşulması haram olan bölgeleriyle ilgili dokunulmazlık halidir Mahremiyet kelimesi insan vücudu için kullanıldığında cinsel dokunulmazlık anlamına gelir Bu durumda mahremiyet, insan vücudundan bakılması, dokunulması ve hakkında konuşulması haram olan bölgeleriyle ilgili dokunulmazlık halidir Türkçemizde mahremiyet kelimesi bu anlamda kullanılmakla birlikte, buradan hareketle kişinin özel alanı, gizlilik gibi anlamlarda da kullanılmaktadır
Yüce dinimizin konuya verdiği önem: İnsanın özel hayatı, ailesi ve evi ile ilgili haklar insanın temel hak ve hürriyetlerindendir. Yüce dinimiz insanın bu çok geniş yönlü mahremiyeti ile ilgili olarak oldukça detaylı düzenlemeler getirmiştir. Herşeyden önce müslüman erkekler ve müslüman kadınların karşı cinse art niyetle ve sürekli bakmamaları, tesettüre riayet etmeleri istenmiştir.(Nur/31-32) Ayrıca insanların özel hayatlarının araştırılması anlamındaki tecessüs, gıyaplarında hoş olmayan konuşmaların yapılması şeklindeki gıybet(el-Hucurât, 49/12) men edilmiştir. İslam dini evlerdeki mahrem hayatı koruyacak kurallar koymuştur. O dönemlerde insanlar her an istedikleri eve ve odaya izinsiz girebilir, evdekilerle tesettürsüz şekilde yüz yüze gelmekte mahzur görmezlerdi... Bu, rahatsız edici bir durumdu ve insanlar Peygamberimiz'e gelerek şikayette bulunuyorlardı. Bu konudaki şikayetlerin çoğaldığı sıralarda Nur Sûresi'ndeki aile hayatını koruma kuralları koyan izin ayetleri peş peşe geldi. Şu şekilde kurallar koyuyordu gelen ayetler: Nur/27- Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir. Herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız. 28- Orada kimse bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, "Geri dönün!" denilirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha temiz bir davranıştır. Allah, yaptığınızı bilir. Bu mealdeki diğer ayet ve hadislerle artık cahiliye devri yanlış uygulamaları yasaklanıyor, müslümanın özel hayatı korumaya alınıyor, eve ve odaya girme kuralları konuyordu. Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir hadislerinde buna şöyle işarette bulunmuştur; “İzin istemek göz (ün evin ayıplarını görmemesi) içindir. ”( Buhârî, İsti'zân, 11) Hadisi şerife göre mahremiyeti ihlâl, sâdece bir yere girmekle değil aynı zamanda bakmakla ve o yeri araştırıp incelemekle de gerçekleşir. Dolayısıyla kişi herhangi bir yere girmek üzere izin almak istediğinde Hz. Peygamber’in âdeti üzere, kapının biraz gerisinde, yan dönmüş vaziyette durulmalıdır. ( Ebû Dâvûd, Edeb, 127) Peygamber Efendimiz ashabına başkalarının evlerine nasıl gireceklerini öğretmişlerdir. Nitekim bu duruma uymayan sahâbîlerin Resulullah tarafından eğitildiklerini görmekteyiz Kilde bin Hanbel (r.a) diyor ki, Resûlullah (s.a)'ın yanına gittim ve selâm vermeden huzuruna girdim. Bunun üzerine Efendimiz : Bir diğer önemli husus da, içeriden "kimsiniz?" sorusuna "benim" demek yerine, kim olduğunu belirtip izin istemektir. Câbir (r.a.) diyor ki; “Resûlullâh (s.a)'e geldim ve kapısını çaldım Dolayısıyla evimizin kapısını çaldığımızda bile kendimizi tanıtacak açık bir ifade kullanmalıyız Özellikle de başkasının evine pencere veya anahtar deliği gibi yerlerden bakmak ve içeridekileri gözetlemek, bir mü'mine kesinlikle yakışmayan bir davranıştır Sehl bin Sa'd (r.a)'den rivâyet edildiğine göre bir sahabi, Resûlullah (s.a)'in kapısındaki bir delikten evin içine bakmıştı. O esnâda Resûlullah'ın elinde bir tarak vardı. Adamın bu davranışını farkedenince şöyle buyurdu: Yüce Rabbimiz, aynı evin içinde yaşayan insanların, birbirlerinin mahremiyetine saygılı davranmalarının gerekliliği üzerinde de durmuş ve şöyle buyurmuştur: Nur/58-"Ey mü'minler! ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin (sıcak memleketler de öğlen uykusu için) soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem halde bulunacağınız üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. İşte ALLAH (c.c.) ayetleri size böyle açıklar. ALLAH, (her şeyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
Ergenlik çağından itibaren, evde bulunan her ferdin diğerlerinin odalarına ve anne-babanın odasına girerken her zaman izin istemesi gerektiğinde görüş birliği vardır.
Bir kimse Peygamber Efendimiz 'e gelerek: – Ya Resûlallâh, içeriye girmek için annemden de izin alacak mıyım? diye sorunca Efendimiz : Aile içinde mahremiyetle ilgili hükümlere özen göstermek inancımızın bir gereğidir. Ayet-i Kerimelerde odalara hangi saatlerde nasıl girileceği ile ilgili hükümlerin ayrıntılı olarak ifade dilmesi mahremiyet anlayışının öneminin büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, kız olsun erkek olsun çocuklar avret mahallerini örtmek zorundadırlar. Anne- babalar bu mahremiyet anlayışını, utanma duygusunu, örtünme gereğini küçük yaşlardan itibaren çocuklarına kazandırmakla yükümlüdürler. Çocuklara mahremiyet duygusunu kazandırmak için büyüklerin bu konuya daha özen göstermeleri çok faydalı olacaktır. Çocuğa ayrılmış olan odaya büyükler girerken kapıyı çalarak izin istemeleri çok yerinde bir davranıştır. Böylece çocuk, hem kendisine değer verildiğinin farkına varacak, hem de özel odalara girerken izin istenmesi gerektiğini büyüklerinden görerek öğrenmiş olacaklardır.
Aile mahremiyetini ve sırlarını korumak: Evlerimiz bizi sadece soğuktan, sıcaktan, kardan, yağmurdan koruyan mekânlar değildir; inancımızı, ahlak ve namusumuzu da evlerimize sığınarak koruma altına almış oluyoruz. Ev deyince emniyet, huzur ve güven akla gelir. Tıpkı ilk ev olan Kâbe’nin olduğu gibi; Allah (cc), “Kim oraya girerse emin olur.”(Al-i Imran/97) buyuruyor. Evlerimizin bu güven ve emniyet ayarında olmasına özen göstermemiz gerekir. Dolayısıyla evlerimizin bir kutsiyet taşıdığını ifade edebiliriz. Bu mekânları koruma ve sürdürmede herkes sorumludur. Hepimiz çobanız ve güttüklerimizden mesulüz. Evlerimiz sadece barındığımız yerler değil, evlerimizin mahremiyeti sadece yatak odalarına mahsus da değil. Bu mekânlar çocuklarımız ve yakınlarımızla pek çok şeyi, bir hayatı paylaştığımız; zaman gelip eğlendiğimiz zaman gelip kabahatte bulunduğumuz, zaman gelip hatalar ettiğimiz ya da sevaplar işlediğimiz yerlerdir. Bu nedenle aile fertleri birbirine karsı saygılı olmalıdır. Aile sırları sayılabilecek seylerin yayılmasının büyük bir yanlış ve günah olduğunu bilmelidir. Karı-koca, asla evlerinin sırlarını ifşa etmemelidir. Aksi hâlde birbirlerine karşı güven hisleri yok olur. Zira eşlerin birbirlerine karşı emin, güvenilir kişiler olmaları gerekir. Sırrın ifşasını Peygamberimiz (as), şer olarak niteleyerek: "Şüphesiz ki Kıyamet günü, Allah'ın en çok ehemmiyet vereceği emanet, karı-koca arasındaki emanettir. Karı ile koca birbiriyle içli dışlı olduktan sonra, hanımının sırlarını erkeğin etrafa yayması o gün en büyük ihanettir." (Müslim; Nikah 123–124 ) buyurur. Sır saklamak ne kadar önemli bir davranışsa, onu ifşa etmek de o ölçüde tehlikeli bir davranıştır ve İslam ahlakına asla sığmaz. Yüce rabbimiz Kur’an’da “Kadınlar sizin için elbise, siz de onlar için elbisesiniz” ( Bakara /187)buyurur. Yani elbise nasıl insanları örter, sarar sarmalar, ayıplarını örterse siz de birbirinizin ihtiyaçlarını karşılar, kusurlarını örtersiniz buyurmaktadır. Karı-koca karşılıklı zaaf ve kusurlarını asla başkalarına duyurmaz bir elbisenin ayıpları örttüğü gibi örter, ev yaşantılarını kendileriyle Allah arasında sır olarak korurlar. İnsan elbisesiyle ne kadar yakın ise karı kocada birbirleriyle çok yakındırlar ve öyle de olmalıdır. Onların dışındakiler ise aralarında olup bitenden haberdar olmamalıdırlar. Hz. Peygamber (s.a.s.), "Bir kul bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter.’’(Müslim; Birr, 1/72 ) buyurmuştur. Dinimiz insanları küçük düşürmek amacıyla ya da pervasızca diğer insanların günahlarını ve ayıplarını toplum içinde sayıp dökmeye, aile mahremiyetlerine ve özel hayatlarına saygısızlık etmelerine izin vermemiştir. Aile fertlerinin kendi özellerini en yakınları da olsa başkalarına anlatmamaları ise öncelikli olarak aile mahremiyetinin korunması açısından önemlidir. Aile içindeki sıkıntılar farklı boyutlarda görüldüğünde ise problemin hallolması için uzmanlara danışmak ya da hukuki yola başvurmak elbette kaçınılmaz olacaktır. |
2459 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |